ORUÇ AYI RAMAZAN’I KARŞILARKEN

“Sizden önceki toplumlara yazıldığı (farz kılındığı) gibi, sizin üzerinize’de oruç farz kılındı. Taki günahlardan (nefislerinizin kötü arzularından) korunasınız.” (Bakara 2/184)

Ramazan ayı rahmet ayıdır, mağfiret(bağışlanma, affa uğrama) ayıdır. Allah’ın rahmetinin, mağfiretinin, feyiz ve bereketinin taştığı, bütün mü’minleri kuşattığı bir aydır. Bağışlanma mevsimidir. Bu ayda Allah Teala rahmetiyle insanları kuşatır, günahlarını bağışlar. O’na açılan samimi eller kesinlikle boş çevrilmez. O’na yapılan ihlasane dualar asla reddedilmez.Ramazan temizlik, yanmak ve kesinlik manalarına gelir. Bunlardan maksatta; günahların yanması ve bu sayede kulun Allah’a daha da yakın olmasıdır.Ramazan ayı içimizdeki şefkat ve merhamet duygularını harekete geçirir.

On bir ayın sultanı Ramazan, kameri ayların dokuzuncusu olup Şaban ayı ile Şevval ayı arasındadır. Kameri ayların 29 veya 30 çekmesi sebebiyle Ramazan ayıda bazen yirmidokuz, bazen de otuz gün olarak gerçekleşir. Başlangıç ve bitişleri hilalledir. Şaban ayı sonunda hilali görülürse Ramazan ayı başlar, hilal görülürse Şevval ayına girilir, bayram yapılır.Fakat günümüz rasathanelerde astronomik hesaplar yapılarak takvimler hazırlanmakta, Ramazan ayı ve bayram gününün tespiti hesapla yapılmaktadır. Ayların hesapla tespit edilebileceğine işaret olarak Allah Teala’nın Kur’an’daki; “Güneş ve ay bir hesaba göre hareket etmektedir.” (Rahman,5) ayeti delil kabul edilmektedir. Zira asrımızda astronomi ilmi oldukça gelişmiş, saniyesi saniyesine ay ve güneşin hareketleri izlenebilir hale gelmiştir.

Mü’minler açısından çok büyük öneme haiz olan mübarek aylardan Ramazan ayına girmek üzereyiz. Bu mübarek ayın rahmet ve huzur veren gölgesi İslam aleminin üzerine düşmüş durumda. Cenab-ı Hakk’ın Af ve mağfiretiyle, feyiz ve bereketiyle tezyin ettiği, sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın toplum üzerinde etkilerinin görülmeye başladığı, üç aylar zincirinin incisi, sevgili peygamberimizin ifadesiyle; “başı rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden kurtuluş” olan Ramazan ayına ulaşmanın sevinç ve mutluluğunu bir kez daha yaşayabilmenin heyecanını taşıyoruz. Allah Teala’ya (c.c.) kulluğunu arz eden mü’minlerin ibadet etmekten büyük haz duyacağı, Müslümanlar için hasat mevsimi olan mübarek Ramazan ayı, mükafatların bol bol alınacağı bereketli rahmet ayı…

Peygamber efendimizin tavsiye buyurdukları; “Allah’ım Recep ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a kavuştur.” Dualarıyla üç aylar zincirinin son halkası Ramazan ayına eriştik. Bu ay mukabeleleri, teravihleri, iftar sofraları, vaazı nasihatleri, sahur programları ve çeşitli eğlenceleri ile pek çok güzellikleri içerisinde barındırmaktadır. Bununla birlikte idrak etmekte olduğumuz Kur’an ayına mahsus en belirgin ibadet oruç ibadetidir.

Oruç Farsça’da ki “Ruze” kelimesinin Türkçeleşmiş şeklidir diyebiliriz. Arapça lügatlarda bir şeylerden uzak durmak, herhangi bir şeye karşı kendini tutmak, kendini engellemek anlamında kullanılan “Savm” kelimesidir. Türkçe’de oruç olarak ifade ettiğimiz bu terim: “Dinen mükellef sayılan, akil baliğ olmuş bir Müslüman’ın Allah’a ibadet niyetiyle imsak’ tan iftar vaktine kadar( sabahtan akşama kadar) yeme, içme ve cinsel ilişkilerden uzak durması ” şeklinde tanımlanmıştır.

Bir Hadis-i Kutsi’de Allah (c.c); “İnsanoğlunun bütün amelleri kendisi içindir. Oruç ibadeti müstesna. O benim için tutulmuştur. Karşılığını da ben veririm.( Zira mü’min kişi yemesini içmesini ve nefsani arzularını sırf Allah için terk etmiştir.)”, “Oruç tutan kişi için iki ferahlık anı vardır. Biri İmsak vaktinden iftar vaktine kadar oruç tutan bir mü’minin iftar anında duyduğu haz ve lezzettir. İkincisi ise, dünyada tuttuğu orucun karşılığında kazandığı büyük ecir ve mükafatın kendisinse bildirildiği mahşer anındadır.” Buyurmuştur.


ORUCUN HİKMET VE FAYDALARI

Cenab-ı Allah’ın kullarına emrettiği bütün ibadetlerde Müslümanlar için hem dünyevi, hem de uhrevi sayısız hikmetler gizlidir. Oruç ibadeti de bunlardan biridir. Bu ibadette de Allah’ın sayısız hikmetleri, bizim için maddi manevi pek çok faydaları vardır. Biz Müslümanlar olarak sırf Allah’ın emri olduğu ve rızasını kazanabilmek amacıyla tuttuğumuz Orucun psikolojik, sosyolojik, sağlık vb. açıdan önemli pek çok fayda ve hikmetleri mevcuttur. Bu fayda ve hikmetleri özetle sıralayacak olursak;

Oruç, Hz. Peygamber’in (s.a.v) ifadesiyle İslam’ın beş ana temel esasından biridir.

İnsanı sürekli tahrik eden, kötülüklere sürükleyen nefsani ve şeytani duyguların dizginlenmesi ve terbiye edilmesinde önemli bir faktördür ve çok büyük rolü vardır. Sevgili peygamberimiz bu konuda; “Oruç( insanı kötülüklere karşı koruyan) bir kalkandır.” Buyurmuştur. Oruç bu yönüyle, mü’minleri geçici dünya hayatında günah işlemekten, ebedi ahiret yurdunda da cehennem ateşinden koruyan bir vasıta olmaktadır.

Oruç, Müslümanlar için önemli bir şifa kaynağı, beden ve ruh dengesini sağlayan, pratik ve kullanımı kolay olan değerli bir ilaçtır.

Oruç, insan iradesini güçlü kılan faktörlerin başında gelen en güzel egzersizdir.

Oruç, Allah’a kulluğun, Allah ve Resulüne itaat ve teslimiyetin en bariz göstergesidir.

Oruç, kendisini ve bütün kainatı yoktan var eden Yaratanını hatırlatır. Bu sayede kişide sorumluluk duygusu gelişir. Zira dünya hayatında her kötülük, fenalık ve haksızlıkların başı Allah’ı unutmaktır. Oruç ibadeti bir ay boyunca müminlere bunun manevi eğitimini yaptırır. Kur’an-ı Kerim’de orucun farziyetinin hikmetini bildiren ayette: “Sizden önceki toplumlara yazıldığı (farz kılındığı) gibi, sizin üzerinize’de oruç farz kılındı. Taki günahlardan (nefislerinizin kötü arzularından) korunasınız (Bakara: 2/184)

“Sizden bu aya ulaşan, bu ayı idrak eden oruç tutsun.Hasta veya yolculukta olanlar, tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde tutsun. Allah size kolaylık ister, zorluk istemez.” (Bakara: 2/185) Buyrulmuştur.

Oruç ruh ve bedinin, maddeten ve manen arınma ve temizlenmesini, sıhhat bulmasını sağlayan önemli bir ibadettir. Peygamber efendimiz(s.a.v.) mübarek hadis-i şerifleri’nde; “Oruç tutunuz ki sıhhat bulasınız” buyurmuş, Oruç ibadetinin bu tesirleri ve önemi tıbben, bilim adamlarınca ispatlamıştır. Fransız Prof. Pier Mulen oruç ibadetinin önemi hakkında İslam dünyasının en önemli kurumlarından birinin oruç ibadeti olduğunu, Müslümanların oruç ibadeti sayesinde her yıl bir ay boyunca bedenlerini dinlendiklerini ifade ettikten sonra;

“ Oruç, bedenin hem ruhsal ve hem de fiziksel olarak dinlendirilmesidir. Zira oruç, vücuttan birikmiş zehir ve toksinleri atar, dokuları temizler…”demiştir. 1940 yılında Nobel Tıp ödülünü kazanan ünlü bilim adamı Dr. Alexsis Carrel de Müslümanların Allah’ın emri olduğu için tuttukları orucun sağlık bakımından çok önemli faydaları olduğunu ifade eder. Zira Ona göre, Oruç esnasında vücutta, organizmalarda depolanmış besin maddeleri tüketilir, sonradanda tüketilen bu besin maddelerinin yerine yenilerinin gelmesiyle tüm vücud yenilenir.

Orucun sağladığı toplumsal faydaları da anlatamayacak kafadar çoktur. Zira oruçtan maksat, aç ve susuz kalmakla aynı zamanda yoksulların da hatırlanması, onların haline vakıf olmaktır. Netice olarak ifade etmek istersek; İslam’ın getirdiği, Allah (c.c) hazretlerinin bizlere emrettiği ve yasakladığı her şeyde sayısız hikmet ve faydalar mevcuttur.Hepsi biz insanlara hususiyle Müslümanlara dünya ve ahirette huzur ve saadetin temini içindir.Oruçta aynı şekilde sağlık, psikolojik, sosyolojik, ekonomik yaralar sağlayan ve dünyevi, uhrevi, sayısız hikmetleri olan çok önemli bir ibadettir. Zira oruç ayı Ramazan, kötülüklerin en az seviyeye düştüğü mübarek kutsal bir aydır.
Bu ay aynı zamanda Kur’an ayıdır. Zira yüce Kitabımız Kur’an, yeryüzüne bu ayda inzal olunmaya başlamıştır. Kavuştuğumuz “ Başı Rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden kurtuluş olan Ramazan-ı Şerif’in; Ülkemize ve tüm İslam alemine huzur, güven ve istikrar getirmesine, insanlığın huzur ve barışına, tüm müminlerin hakka yönelerek günahlardan arınması af ve mağfiretine vesile olması dileğiyle Ramazan ayının manevi iklimine hazırlanıyoruz.


RAMAZAN-I ŞERİF VE ORUÇ İBADETİNDE:

Ramazan ayı ve oruç ibadetinde gerekli olan bir takım kavramlar vardır ki; ibadetlerin indi İlahi’de kabul görmesi için bu kavramların iyi bilinmesi ve ibadet şartlarının eksizi yerine getirilmesi zaruridir.

Ramazan orucu, Peygamberimiz’in Mekke’den Medine’ye hicretlerinden bir buçuk yıl önce Şaban ayının onuncu günü farz kılınmış olup, İslam’ın beş ana temel esasından biridir.

Oruçla ilgili olarak el-Bakara 2/187’nci ayet’te; “….Fecrin beyaz ipliği ( aydınlığı) siyah ipin ( siyahlığından) ayırt edilecek hale gelinceye kadar yiyip içiniz; sonra, akşama kadar orucu tamamlayın….” Dolayısıyla Mükellef Müslüman erkek ve kadınların üzerine Farz-ı Ayın olan oruç ibadetinin başlangıcı ve bitiş vakti vardır. Bunlar; başlangıcı imsak, bitişi de iftar vakitleridir.

SAHUR

Sahur yapmak Hz. Peygamber’in (s.a.v) sünnetidir. Sahur oruç tutan mü’minler için büyük bir nimettir. Sayısız hikmetler gizlidir. Zira oruç ibadeti sahur sayesinde müminlere kolaylaşır ve açlığa karşı vücudun direnç kazanır. Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) sahur hakkında; “Bir yudum suyla dahi olsa mutlaka sahur yapınız.”, “Sahur yapınız. Çünkü sahurda bereket vardır.” Buyurmuştur.

İMSAK

İmsak Arapça’da tutmak “engellemek, kendini tutmak vb.” manalara gelir. vakit olarak imsak; oruç yasaklarının ( yeme içme cinsel ilişki yasağı) başladığı, oruç yasaklarından uzak durma vaktinin başlangıcıdır. Fecr-i sadık (tan yerinin ağarma vakti) olup, bu vakitten itibaren yatsı namazının vakti çıkmış, sabah namazının vakti girmiş olur. Bu vakit aynı zamanda sahur vaktinin çıktığı, oruç ibadetinin başladığı vakittir.

İFTAR

Oruç ibadetinin sona erdiği, oruca ait yasakların ( yeme, içme cinsel ilişki) kalktığı vakittir. Bu vakitle birlikte akşam namazı vakti de girmiş olur. İmsak vaktinde başlayan ve Cenab-ı Allah’ın; “ Buyur kulum artık yiyebilir, içebilirsin, sana müsaade ediyorum. Zira sabahtan akşama kadar sırf benim rızam için yemedin, içmedin, nefsine hakim oldun.”izin ve müsaadesiyle yasakların sona erdiği andır.

SADAKA-İ FITIR ( FİTRE )

Temel, zaruri ihtiyaçların dışında belli bir miktar mala sahip olan, Müslümanların ramazan ayını oruç ibadetiyle geçirmiş olması ve ramazan bayramına ulaşmanın bir şükrü olarak yerine getirmeleri gereken mali bir ibadettir. Dinen zengin sayılanların yani, zekat verecek kadar serveti olan, asıl ihtiyaçlarından fazla olarak nisap miktarı mala sahip hür Müslümanların Ramazan Bayramının birinci günü tan yeri ağarmadan hem kendileri, hem de bakmakla yükümlü oldukları aile fertleri için fitre vermeleri vaciptir.

Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Mekke’den Medine’ye hicretlerinin ikinci yılında meşru kılınmıştır. Buna Fıtır Sadakası da denilmektedir. Türkçemizde fitre diye ifade ettiğimiz “fıtra” hem oruç açmak manasında iftarın kökü, hem de yaratılış manasındaki fıtrattır.

Sadaka-i Fıtır, aynı zamanda “ baş ve bedenin zekatı” manasına da gelmektedir.

Bayram namazından önce doğan bir bebeğin, hatta meczup olanların da fitresinin ebeveyni tarafından verilmesi gerekir. Verilecek zekat ve Sadaka-i Fıtır gibi ibadetlerle bayramda fakir ve yoksulların, yetim ve öksüzlerin da ihtiyaçları karşılanır, sevinmeleri sağlanır. Fitre miktarında ölçüye gelince; Her yıl İstanbul Müftülüğü ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nca yörelerin durumları da dikkate alınarak hesaplanmakta ve ilan edilmektedir. Her ailenin temel besin maddeleri ne ise, aynı şekilde bir fakirin günlük yiyeceğini karşılayan miktardır. Yoksula sabah-akşam yedirmekle veya bunu karşılayacak miktarın bedelini fakire fitre olarak vermekte, borcunu ödemiş olur. Verirken zekat veya fitre olduğunu söylemesi gerekmez. Fakiri rencide etmeden ihtiyacını karşılamak en güzel davranıştır.

FIKHİ KONULAR
Kimler Oruç Tutmakla Yükümlüdür?

Ramazan orucu, Ramazan ayına yetişmiş olan Müslüman kadın ve erkek her mükellef kişi için farz-ı ayındır. Aşağıdaki şartları kendisinde toplayan kişi Ramazan Orucunu eda etmekle (gününde tutmakla) yada kazaya kalmış ise kaza etmekle yükümlüdür. Bunlar :

a) Oruç tutacak kimsenin Müslüman olması,

b) Aklı başında olması ( deli olmaması)

c) Buluğ çağına ermiş olması,

Orucun Farzları:
Orucun farzı 3 tanedir. Bunlar;

1-Oruca niyet etmek; Oruca kalp ile niyet yeterlidir. Oruç için sahura kalkılması da bir niyettir. Niyetin dil ile yapılması daha efdaldir.

2- Niyetin ilk ve son vaktini bilmek ve bu vakitler içinde niyet etmek: Niyetin vakti, Güneş battıktan biraz sonra başlayıp, kaba kuşluk vaktine kadar olan süredir. Bu müddet içinde niyet edilmelidir. ( Bu ikisi farz orucun şartlarıdır.)

3-Tan yeri ağardıktan (fecri sadıktan), güneş batıncaya kadar bir şey yiyip, içmemek

ve cinsi münasebetten kaçınmak gibi orucu bozan şeylerden tamamen uzak
durmaktır. (Bu son farz orucun esasının teşkil etmektedir.)

Orucun İlk Ve Son Vakitleri Nelerdir?
Tanyeri ağardıktan (fecr-i sadıktan), yani imsak vaktinden başlayarak güneşin batışına kadar devam eden zaman dilimidir.

ORUCUN HÜKÜMLERİ:
1- Orucu Bozmayan Durumlar Nelerdir?
Orucu bozmayan durumların başlıcaları şunlardır:

- Unutarak bir şeyler yemek veya içmek,

- Gözlere sürme çekmek,

- Kan aldırmak,

- Gıybet etmek,

- Guslü geciktirmek ve o şekilde sabahlamak,

- Dişler arasında kalan nohut tanesinden küçük bir şeyi yutmak.

- Kulağa su kaçmak,
- Kişinin boğazına istemeyerek duman veya sinek kaçması.

2- Orucu Bozup Sadece Kazayı Gerektiren Durumlar Nelerdir?

- Sadece un, çiğ pirinç, içinde yağ ve şeker olmayan hamur vb. yemek,

- Ham cevizi, kiraz ve zeytin vb. çekirdeğini yutmak,

- Çakıl, demir, toprak, taş vs. yutmak,

- Burnunu su çekerken yada ağza su verirken boğaza veya genize su kaçırmak,

- Burun, kulak ve boğaza bir şey akıtmak,

- Başkasının zoruyla istemeyerek orucu bozmak,

- Dişler arasında kalan nohut tanesi büyüklüğündeki bir şeyi yutmak,

- İsteyerek ağız dolusu kusmak veya onu geri yutmak,

- Şırınga yaptırmak,

- Orucunu kasten bozan kimsenin başına o gün içinde oruç tutmamasını gerekli kılacak bir hal gelirse o kimseden kefaret düşer, sadece kaza gerekir. Mesela; Orucunu kasten bozan bir kadının o gün içinde özürlü biri durumuna düşmesi, yahut ta orucunu bozmasını mübah kılacak bir hastalığa yakalanması. Oruca niyet ettikten sonra yolculuğa çıkan bir kimsenin orucunu bozması gibi. Bu haller sadece kaza gerektirir.
- Her türlü yanılmadan dolayı kasıt olmaksızın orucun bozulması sadece kazayı gerektirir. Mesela, tan yeri ağardıktan (imsak vakti girdikten) sonra ağarmadı zannederek yiyip içmek veya cinsi yakınlıkta bulunmak gibi. Orucu bozup sadece kazayı gerektiren bu gibi hallerde söz konusu kimsenin oruç bozduğu her gün için daha sonra günü gününe oruç tutması gerekir.

3- Orucu Bozup Hem Kaza Hem De Kefaret Gerektiren Durumlar:
Başlıcaları şunlardır;

- Bilerek gerek gıda olsun, gerekse ilaç olsun bir şeyi yemek veya içmek.

- Cinsi münasebette bulunmak.

- Boğazına kaçan yağmur (kar,dolu) damlasını bilerek yutmak,

- Sigara içmek, enfiye çekmek, (Kasten ve bilerek)

- Dışarıdan ağza susam tanesi, buğday tanesi gibi bir şeyi koyup yutmak.(Kasten ve bilerek)

- Orucu bozmayan diğer fiilleri işleyip daha sonra da orucum bozuldu diyerek kasten aynı fiili devam ettirmek.
- Orucu bu durumlardan biriyle yada bilerek ve kasten herhangi bir şekilde bozulması halinde, hem kaza (yani güne gün oruç tutmak) hem de kefaret 60gün aralıksız oruç tutmak gerekir. Kişinin gücü buna yetmiyorsa kefaret olarak sabah akşam veya iki sabah yahut iki akşam yada akşam ve sahur (olmak üzere günde 2 defa) 60 fakirin karnını doyurur, veya fakirlerden her birine buna karşılık olacak şekilde para verir.

Unutarak Bir Şeyler Yiyip İçmek! Orucu Bozar mı?
Unutarak bir şeyler yeyip içmek orucu bozmaz. Ancak bu şekilde olan kişinin oruçlu olduğunu hatırlaması durumunda derhal yemeyi ve içmeyi keserek, ağzında olanı, yutmamış olduğu şeyleri hemen dışarı çıkarması ve ağzın içerisini çalkalayarak orucuna devam etmesi gerekir.

Kan Almak Veya Kan Vermek!
Dışardan kan almak veya vücuda ilaç şırınga etmek orucu bozar. Ancak ilaç veya herhangi bir madde almaksızın vücuttan dışarı kan vermek is orucu bozmaz.

Doktor muayene ederken boğaza veya mideye hortum veya herhangi bir cihaz salması!

Dışarıda çöp, iplik vb. yutulursa oruç bozulur.Uç kısmını dışarıda iken dışarı çekilirse oruç bozulmaz. Mideye oruçlu iken sarkıtılan cihazında durumu aynıdır. Sarkıtılan cihaz midenin filminin çekilmesi amacıyla ağızdan ilaç alınacak olursa oruç bozulur.

Boğazdan Suyla Yada Susuz İlaç Almak!

Oruç tutan bir kimse gıda veya ilaç cinsinden bir maddeyi ister suyla alsın, ister susuz alsın orucu bozulur. Hanefi mezhebine göre hem kaza ve hem de kefaret, Şafi mezhebine göre ise sadece kaza gerekir. Anca zaruri bir durum söz konusu ise sadece kaza gerekir.

İğne Vurdurmak, Diş Çektirmek!

Acil bir rahatsızlık söz konusu değilse ve mümkünse iftardan sonra iğne yaptırmalı diş çektirmelidir. Şayet durum çok acilse ve zaruri bir durum söz konusuysa iğne yaptırılabilir, diş çektirebilir. Ancak Ramazandan sonra bir gün kazası gerekir. Dişi uyuşturmak amacıyla ilaç verilmeden diş çektirilirse oruç bozulmaz.

Nefes Darlığı Çeken Astım vb. Hastaların Rahat Nefes Alabilmek İçin Sprey Kullanması!

Yiyecek içecek cinsinden, ilaç veya gıda hükmünde olmayan, sırf hastanın nefes almasını sağlayan madde yoğunlaştırılmış suni oksijendir. Nefes alıp verme tüm canlıların yaşayabilmesi için en tabi hakkıdır. Astım hastaları için çok önemli ve büyük zaruretin hasıl olduğu bir durumdur. Orucun teşri hikmeti nazarı itibara alındığında söz konusu hastaların rahat teneffüsünü sağlamak amacıyla kullanmaları, orucu bozmayacağı görüşünün ağırlık kazanmasına neden olmuştur.(Diyanetin fetvası, fihi nazar deriz.)

Toz - Duman vb. Şeylerin Yutulması!

Toz- duman vb. şeylerin yutulması elde olmayan sebeplerle karşılaşılan durumdur. Sakınılması mümkün olmayan bu durumlar oruca mani değildir. Orucu bozmazlar. Fakat kasten alınan sigara, nargile ve benzerlerinin durumları farklıdır. Onlar kendi iradesiyle alınan şeylerdir. Orucu bozdukları gibi kaza ve kefareti gerektirir. gibi değildir. Onlar kasten durumu
Oruçlu İken Banyo Yapmak Gusül Abdesti ( Boy Abdesti ) Almak!

İster temizlenmek amacıyla, isterse serinlemek amacıyla olsun ağız ve burundan su kaçırmamak, dışardan içeriye herhangi bir şey almamak şartıyla banyo yapmak, ( zaruri olsun yada olmasın, imsakten sonra da olmak üzere) gusül abdesti olmak orucu bozmaz.

Kasten Bozulan Orucun Hükmü!

Oruçlu bir kimsenin kasten yeyip içmesi, orucunu bozması durumunda kaza ve kefaret gerekir. Hanefi fıkıhçılarına göre besleme amacı taşımayan, yenilmesi ve içilmesi adet olmayan şeylerle orucun bozulması durumunda ise sadece kaza gerekir, kefaret gerekmez. Bunlar fındık, ceviz kabukları, çiğ pirinç, çiğ hamur, un, v.b maddelerdir. Kefaret ise, altmış gün peş peşe oruç tutulmasıdır. Kaza ise, güne gün demektir.

Oruç Tutmayı Mubah Kılan Mazeretler!
Tutulması daha faziletli olduğu halde, sadece meşru zaruretler sebebiyle tutulmamasına ruhsat verilen mazeretler özetle şunlardır:

1) Sefer ( yolculuk ) Hali

2) Hastalık durumu

3) Gebelik ve Çocuk emzirme durumu,

4) Aşırı Yaşlılık

5) Hayatiyet taşıyan, zor ve meşakkatli işlerde çalışıyor olmak

6) İleri derecede açlık ve susuzluk,

ORUÇLA İLGİLİ DİĞER MESELELER:

- Kasıt olmaksızın kişinin boğazına inen yağmur kar ve dolu orucu bozmaz. Kasten olursa bozar.

- Kusma, ketsen, zorlayarak yapılmaması durumunda orucu bozmaz. Kasten yapılması durumunda ise sadece ağız dolusu olursa oruç bozulur.

- Unutarak bir şeyler yiyip içmekle oruç bozulmaz.

- Ağızdan alına hap şurup pastil vb. şeyler Tedaviye dönükte olsalar orucu bozucudur.

- İslam alimleri burun ve kulağa damlatılan ilacın orucu bozacağına, Göze damlatılanların ise bozmayacağı görüşündedirler.

- Deri altına veya adaleye zerk edilen veya damardan yapılan iğne ise orucu bozar. Ancak kefaret gerektirmese de orucu bozar kazayı gerektirir. İlaç almaları veya iğne olmalarında zaruret olanların o gün oruca niyetlenmemeleri, yada iftardan sonraya bırakmaları gerekir.

- Deriye sürülen merhem veya ilaçlar aslında orucu bozmaz. Ancak derin yara üzerine sürülen ve karın veya beyne ulaşan ilacın yada merhem orucu bozar.
TERAVİH NAMAZI
Teravih Namazının Hükmü Nedir, Ve Kaç Rekattır?

Teravih namazı sadece Ramazan ayına mahsus, toplamı yirmi rekat, sünnet-i müekkede olan bir namazdır. Sekiz rekat kılan bir kimse zaruri bir sebep bulunmadığı sürece bu nazmı eksik kılmıştır. 20 rek’atın tam kılınması esastır. Ancak sekiz kılan kimse de kıldığı kadarının ecrini alır.

Teravih Namazı Nasıl Kılınır ?

Teravih nazmı iki rekatta bir selem vererek kılınabildiği gibi dört, altı hatta sekiz rekatta bir selamla da kılınabilir. Ancak en efdali iki rekatta bir kılmaktır. İki rekatta bir selam verenler; akşam namazının sünnetinde olduğu gibi, dört rekatta bir selam verenler ikindi veya yatsı namazlarının ilk dört rekat sünneti gibi kılınır.Kılınırken kıraate ve tadil-i Erkan’a ( namazın şartlarına) eksiksiz riayet edilir.

Cemaate Uyan Kişi Teravih Namazını Nasıl Kılınır ?

Cemaate uyan kişi Fatiha ve sureleri okluma, susar. İmama-ı dinler. Sadece tesbihleri, birinci ve ikinci oturuşta Tahiyyat- Salli-Barik ve gerekli olan duaları okur. (hanefiye göre) İmam ise; kıraat ve mahrecini iyi okumalı, çok ağır kıldırıp cemaati usandırmamalı, çabuk okuyarak harfleri yutmamalı, ve namazın tüm erkanının da hakkını vermelidir.

Kadınlar Teravih Nazmını Camide Kılabilirler Mi?

Kadınların beş vakit namaz gibi teravih namazlarını da evlerinde kılmaları daha faziletlidir. Ancak günümüzde, tesettür ve namazın tüm adap ve erkanına riayet ederek camilerde kılmaları, vaaz dinleyerek dini bilgiler öğrenmeleri ve hatalı okuyuşlarını düzeltebilmeleri ve cemaat sevabından istifadeleri bakımından da önemlidir. Dolayısıyla kadınlar camilerde cemaatle teravih namazını kılabilirler.

YARDIMLAŞMA ve DAYANIŞMA

Yüce dinimiz İslam, toplumu oluşturan fertleri bir bütün olarak ele almış ve insanlar arasında huzur ve güvenin temini için yardımlaşmaya, dayanışmaya büyük önem vermiştir.

Bu sebeple toplumda huzurun, barışın, sağlanması, birlik ve beraberliğin, sevgi ve kardeşliğin oluşmasında karşılıklı yardımlaşma ve dayanışmanın çok büyük önemi vardır.

Kur’an-ı Kerimi de Cenab-ı Hak: “…iyilik etmek ve fenalıktan sakınmak hususunda birbirinizle yardımlaşın; günah işlemek ve haddi aşmakta yardımlaşmayın..” ( Maide Süresi 2.Ayet) Buyurmakta müminleri yardımlaşma konusunda uyarmaktadır.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.)’de : “Müminler birbirini sevmekte ve birbirine merhamet etmekte, bir bedenin uzuvları gibidirler. Bedenin herhangi bir uzuv rahatsız olursa, diğer bütün uzuvları da rahatsız olur.” Buyurmaktadır.

Dinimizde yardımlaşma ve dayanışmaya, iyilik ve ihsanda bulunmaya yakın çevresinden başlayıp bütün insanlığı içine alan bir sorumluluk ve anlayışı zorunlu kılar.

Allah Teala Kur’an-ı Kerimde; “Şüphesiz Allah adaleti, adil olmayı, insanlara iyilikte, ihsanda bulunmayı, akrabaya, yakınlara bakmayı emreder. Hayasızlığı, fenalığı, azgınlığı yasaklar, ….” Buyurmaktadır.

Müslüman önce anne babasına karşı saygılı olur. Daha sonra ailenin diğer fertlerine, akrabalarına, komşularına, Müslümanlara; hatta tüm insanlığa karşı vazifelerini yerine getirir. İyilik, ihsan ve ikramda bulunur.

Hz. Peygamber (s.a.v.) Hadis-i Şeriflerinde; “İnsanlığın en hayırlısı insanlığa hizmet edendir.” Buyurarak, tüm insanlığa karşı vazifelerimizi hatırlatmaktadır.
Asırlardır milletimizi ayakta tutan güç, aynı inancı, aynı duyguları paylaşan insanımızın aralarındaki sevgi, şefkat duygularının gelişmesi, yardımlaşma ve dayanışma ruhu gelmektedir.